23 Kasım 2012 Cuma

bir şeyler daha buldum ben

naber. eskiz defterimden bunlar. ilki benim en başlarda yaptığım bir şey. (şirinevler metrobüs o çizdiğim ulan!):





4 Kasım 2012 Pazar

neler neler


selamlar. aşağıdaki hüseyin'in astronotu var. buna bir de uzay aracı eklesek iyiydi ama yapmadık bir ara yapayım ben hobi olarak paylaşırım.

bu da yarışma sürecinde filizlenen fikirlerden birtanesi. bence şehir-zaman lafı iyiydi. bir yerde işinize yarayacak gibi olursa çekinmeyin kullanınız.


aşağıdaki fotoğraf'ı yorumsuz koyuyorum. ortabahçedeydik, yemeklerimizi yemiş kahve eşliğinde projeyi konuşuyorduk. merve de vardı. hatırlayacaksınız. o gün o köşeden en son ben ayrıldım ve bu kareyi ölümsüzleştirdim. o kahvenin sahibi kendisini biliyordur. 




bknz: yellow submarine. http://www.imdb.com/title/tt0063823/ izlemeye niyetlenir gibi olmuştuk bir ara. baya tatlıdır.



paftaları buraya koyamıyorum çünkü boyutları çok fazla. mailinizde olacak.
her şey baya iyiydi bence. elinize sağlık.

3 Kasım 2012 Cumartesi

ne üre'ttik


şimdi bir şeyler ürettik tabi
bol bol saçma kolajlar ürettik sanırım.nerde onlar






ve tabi ürettiğimiz master plan.artık bir bölü kaç binse



bir de diyagram ekledikmiydi


işte uyumadan önceki durum böyleydi.
tabi hüseyinden gelecek olan kolajlar hariç..

30 Ekim 2012 Salı

destansı ''yarışmaya katılmama hikayemiz''

uzun değil : katılmıyoruz. (uzunu : bazı şeyler olmaz. ) ama olan şeyler de var tabiy. insan hangi hallere girip çıktığını hemencecik göremeyebiliyor. bazen tatlı talı oluyor bazen kastırarak olabiliyor bu gibi durumlar. içine cin kaçıyor insanın. cin naber.


heyo


Manifesto




Şehir bir organizmadır ve sosyo-kültürel, siyasi ve ekonomik parametreler doğrultusunda sürekli olarak yeniden inşaa edilir. Bu dinamik oluş hali; hem mekanın fiziksel olanaklarını ve bunun zaman içindeki dönüşümünü (yani yapı stoğunu), hem de bu fiziksel çevrenin kentliler tarafından deneyimleri aracılığı ile yeniden okunmasını, çeşitli biçimlerde anlamlandırılmasını ve kullanımların çeşitlendirilmesini karşılamaktadır. Kent'in ve kentliliğin var oluşunun birbirini tamamlayan bu iki yönü, sürekli bir etkileşim halindedir ancak bunlar şehirlerimizin inşa edilme pratiklerinde yaşanan bir takım paradigma kaymaları sebebiyle ayrıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu pratiklerin rant ve ekonomik rasyonalizm odaklı hiyerarşik politikalara indirgenmesi, kente ve kentliliğe bunlar aracılığı ile şiddet uygulanması ile sonuçlanabilmektedir. Bu dışsal, bağlamından kopuk politikalar, şehir'i kesişme noktaları minimize edilmiş anlam adacıkları olarak yeniden kurgulamaktadır. Bu politikalar, iletişsel bir akıldan ziyade bir tecrit aklı ile ilişkilenmektedir.
Bu akıl, kentte yaşayan insanların ortak yaşam alanlarını paylaşmalarının önüne geçmekte ve çeşitli diyalogsuzluk durumlarını beslemektedir. Dahası, bu aklın aynı zamanda bu tahammülsüzlük halinden beslendiği de söylenebilir. Bu da şehir'in hayat damarları olan kültürel dolaşımın ve bunun sürdürücüsü olan karşılaşma halinin sekteye uğratılması anlamına gelmektedir. Bu politikaların amaç edindiği kapatılma hali, bir çeşit kentsel kusursuzluk tahayyülünü de içermektedir. Kamusal alanın geçirdiği dönüşümü ve büyük oranda tüketim odaklı AVM'lere kayışını bu bağlamda okuyabiliriz. Aynı biçimde şehirde güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesini amaçlayan biyo-iktidar ve gözlem teknolojilerinin yaygınlaşması da bununla paraleldir. Benzer biçimde yüksek güvenlikli ve hijyenik kapalı yerleşimler de benzer söylemlerle ilişkilenyirolar. Bu yerleşimler aynı zamanda ideal kent gibi bir mit'i de beslemekteler. Günümüz İstanbul'unun en güncel musibetlerinden olan kentsel dönüşüm ve soylulaştırma da aynı mit'ten beslenmektedir. Şehre bu doğrultuda yapılan büyük ölçekli müdehaleler, aynı zamanda sentetik belleksizleştirme – belleklileştirme gibi amaçlara da sahiptir.




İşbu araştırma, kamusal alanda çeşitli sapmaların yaratılıp yaratılamayacağı üzerine öneriler geliştirilmesini içermektedir. Kamusal alanda sapmaya yol açacak olan takılmaca ünitelerimiz,
kentin kültürel yaşantısı ve hafızasında ilişkilenme – melezleşme fırsatı yaratabilecek eşik noktalarına yerleşerek buraların sahip olduğu fırsatlardan faydalanabilir. Bu eşik noktaları, farklı zaman katmanları, çeşitli kullanımlar ya da anlam alanları arasında bulunabilir.Bu eşik olma hali; kentin yoğun bölgelerindeki çalışmayan – ölü kamusal alanlar, şehrin belleğinde çok önemli bir yere sahip olduğu halde herhangi bir kullanıma sahip olmayan tarihi İstanbul kara surları ya da transit geçiş bölgelerindeki durağan – tekinsiz gibi şehrin birbirinden farklı noktalarında tespit edilebilir. Buralarda gerçekleştirilebilecek absürd karşılaşma durumları, mekanın anlamını değiştirerek bizleri kentlerimiz ve kamusal alanın kolektif olarak tahayyül edilebilmesi üzerine düşünmeye çağırabilir. Bu üniteler aynı zamanda hiyerarşik müdehaleler ile şekillendirilmeye çalışılan şehir (istanbul) için bir tür kültürel - sosyal dolaşım jenaratörü olarak önerilmektedir.