Manifesto
Şehir
bir organizmadır ve sosyo-kültürel, siyasi ve ekonomik
parametreler doğrultusunda sürekli olarak yeniden inşaa edilir.
Bu dinamik oluş hali; hem mekanın fiziksel olanaklarını ve bunun
zaman içindeki dönüşümünü (yani yapı stoğunu), hem de bu
fiziksel çevrenin kentliler tarafından deneyimleri aracılığı
ile yeniden okunmasını, çeşitli biçimlerde anlamlandırılmasını
ve kullanımların çeşitlendirilmesini karşılamaktadır. Kent'in
ve kentliliğin var oluşunun birbirini tamamlayan bu iki yönü,
sürekli bir etkileşim halindedir ancak bunlar şehirlerimizin
inşa edilme pratiklerinde yaşanan bir takım paradigma kaymaları
sebebiyle ayrıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu pratiklerin
rant ve ekonomik rasyonalizm odaklı hiyerarşik politikalara
indirgenmesi, kente ve kentliliğe bunlar aracılığı ile şiddet
uygulanması ile sonuçlanabilmektedir. Bu dışsal, bağlamından
kopuk politikalar, şehir'i kesişme noktaları minimize edilmiş
anlam adacıkları olarak yeniden kurgulamaktadır. Bu politikalar,
iletişsel bir akıldan ziyade bir tecrit aklı ile
ilişkilenmektedir.
Bu
akıl, kentte yaşayan insanların ortak yaşam alanlarını
paylaşmalarının önüne geçmekte ve çeşitli diyalogsuzluk
durumlarını beslemektedir. Dahası, bu aklın aynı zamanda bu
tahammülsüzlük halinden beslendiği de söylenebilir. Bu da
şehir'in hayat damarları olan kültürel dolaşımın ve bunun
sürdürücüsü olan karşılaşma halinin sekteye uğratılması
anlamına gelmektedir. Bu politikaların amaç edindiği kapatılma
hali, bir çeşit kentsel kusursuzluk tahayyülünü de içermektedir.
Kamusal alanın geçirdiği dönüşümü ve büyük oranda tüketim
odaklı AVM'lere kayışını bu bağlamda okuyabiliriz. Aynı
biçimde şehirde güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesini
amaçlayan biyo-iktidar ve gözlem teknolojilerinin yaygınlaşması
da bununla paraleldir. Benzer biçimde yüksek güvenlikli ve
hijyenik kapalı yerleşimler de benzer söylemlerle
ilişkilenyirolar. Bu yerleşimler aynı zamanda ideal kent gibi bir
mit'i de beslemekteler. Günümüz İstanbul'unun en güncel
musibetlerinden olan kentsel dönüşüm ve soylulaştırma da aynı
mit'ten beslenmektedir. Şehre bu doğrultuda yapılan büyük
ölçekli müdehaleler, aynı zamanda sentetik belleksizleştirme –
belleklileştirme gibi amaçlara da sahiptir.
İşbu
araştırma, kamusal alanda çeşitli sapmaların yaratılıp
yaratılamayacağı üzerine öneriler geliştirilmesini
içermektedir. Kamusal alanda sapmaya yol açacak olan takılmaca
ünitelerimiz,
kentin
kültürel yaşantısı ve hafızasında ilişkilenme – melezleşme
fırsatı yaratabilecek eşik noktalarına yerleşerek buraların
sahip olduğu fırsatlardan faydalanabilir. Bu eşik noktaları,
farklı zaman katmanları, çeşitli kullanımlar ya da anlam
alanları arasında bulunabilir.Bu eşik olma hali; kentin yoğun
bölgelerindeki çalışmayan – ölü kamusal alanlar, şehrin
belleğinde çok önemli bir yere sahip olduğu halde herhangi bir
kullanıma sahip olmayan tarihi İstanbul kara surları ya da transit
geçiş bölgelerindeki durağan – tekinsiz gibi şehrin
birbirinden farklı noktalarında tespit edilebilir. Buralarda
gerçekleştirilebilecek absürd karşılaşma durumları, mekanın
anlamını değiştirerek bizleri kentlerimiz ve kamusal alanın
kolektif olarak tahayyül edilebilmesi üzerine düşünmeye
çağırabilir. Bu üniteler aynı zamanda hiyerarşik
müdehaleler ile şekillendirilmeye çalışılan şehir (istanbul)
için bir tür kültürel - sosyal dolaşım jenaratörü olarak
önerilmektedir.
anıl keşke video izlemesen
YanıtlaSil