uzun değil : katılmıyoruz. (uzunu : bazı şeyler olmaz. ) ama olan şeyler de var tabiy. insan hangi hallere girip çıktığını hemencecik göremeyebiliyor. bazen tatlı talı oluyor bazen kastırarak olabiliyor bu gibi durumlar. içine cin kaçıyor insanın. cin naber.
30 Ekim 2012 Salı
heyo
Manifesto
Şehir
bir organizmadır ve sosyo-kültürel, siyasi ve ekonomik
parametreler doğrultusunda sürekli olarak yeniden inşaa edilir.
Bu dinamik oluş hali; hem mekanın fiziksel olanaklarını ve bunun
zaman içindeki dönüşümünü (yani yapı stoğunu), hem de bu
fiziksel çevrenin kentliler tarafından deneyimleri aracılığı
ile yeniden okunmasını, çeşitli biçimlerde anlamlandırılmasını
ve kullanımların çeşitlendirilmesini karşılamaktadır. Kent'in
ve kentliliğin var oluşunun birbirini tamamlayan bu iki yönü,
sürekli bir etkileşim halindedir ancak bunlar şehirlerimizin
inşa edilme pratiklerinde yaşanan bir takım paradigma kaymaları
sebebiyle ayrıştırılmaya çalışılmaktadır. Bu pratiklerin
rant ve ekonomik rasyonalizm odaklı hiyerarşik politikalara
indirgenmesi, kente ve kentliliğe bunlar aracılığı ile şiddet
uygulanması ile sonuçlanabilmektedir. Bu dışsal, bağlamından
kopuk politikalar, şehir'i kesişme noktaları minimize edilmiş
anlam adacıkları olarak yeniden kurgulamaktadır. Bu politikalar,
iletişsel bir akıldan ziyade bir tecrit aklı ile
ilişkilenmektedir.
Bu
akıl, kentte yaşayan insanların ortak yaşam alanlarını
paylaşmalarının önüne geçmekte ve çeşitli diyalogsuzluk
durumlarını beslemektedir. Dahası, bu aklın aynı zamanda bu
tahammülsüzlük halinden beslendiği de söylenebilir. Bu da
şehir'in hayat damarları olan kültürel dolaşımın ve bunun
sürdürücüsü olan karşılaşma halinin sekteye uğratılması
anlamına gelmektedir. Bu politikaların amaç edindiği kapatılma
hali, bir çeşit kentsel kusursuzluk tahayyülünü de içermektedir.
Kamusal alanın geçirdiği dönüşümü ve büyük oranda tüketim
odaklı AVM'lere kayışını bu bağlamda okuyabiliriz. Aynı
biçimde şehirde güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesini
amaçlayan biyo-iktidar ve gözlem teknolojilerinin yaygınlaşması
da bununla paraleldir. Benzer biçimde yüksek güvenlikli ve
hijyenik kapalı yerleşimler de benzer söylemlerle
ilişkilenyirolar. Bu yerleşimler aynı zamanda ideal kent gibi bir
mit'i de beslemekteler. Günümüz İstanbul'unun en güncel
musibetlerinden olan kentsel dönüşüm ve soylulaştırma da aynı
mit'ten beslenmektedir. Şehre bu doğrultuda yapılan büyük
ölçekli müdehaleler, aynı zamanda sentetik belleksizleştirme –
belleklileştirme gibi amaçlara da sahiptir.
İşbu
araştırma, kamusal alanda çeşitli sapmaların yaratılıp
yaratılamayacağı üzerine öneriler geliştirilmesini
içermektedir. Kamusal alanda sapmaya yol açacak olan takılmaca
ünitelerimiz,
kentin
kültürel yaşantısı ve hafızasında ilişkilenme – melezleşme
fırsatı yaratabilecek eşik noktalarına yerleşerek buraların
sahip olduğu fırsatlardan faydalanabilir. Bu eşik noktaları,
farklı zaman katmanları, çeşitli kullanımlar ya da anlam
alanları arasında bulunabilir.Bu eşik olma hali; kentin yoğun
bölgelerindeki çalışmayan – ölü kamusal alanlar, şehrin
belleğinde çok önemli bir yere sahip olduğu halde herhangi bir
kullanıma sahip olmayan tarihi İstanbul kara surları ya da transit
geçiş bölgelerindeki durağan – tekinsiz gibi şehrin
birbirinden farklı noktalarında tespit edilebilir. Buralarda
gerçekleştirilebilecek absürd karşılaşma durumları, mekanın
anlamını değiştirerek bizleri kentlerimiz ve kamusal alanın
kolektif olarak tahayyül edilebilmesi üzerine düşünmeye
çağırabilir. Bu üniteler aynı zamanda hiyerarşik
müdehaleler ile şekillendirilmeye çalışılan şehir (istanbul)
için bir tür kültürel - sosyal dolaşım jenaratörü olarak
önerilmektedir.
28 Ekim 2012 Pazar
evraka! (anadolu'da: ampül)
sevgili arkadaşlar. acayip bir şeyler buldum ben. salondaki sehpaya çökmüş bir yandan hit müzik dinleyip bir yandan pazarımızın kullanıcısı ve projemizini genel hali üzerine bir şeyler üretirken yeni bir kavram icat ettim. (aslında aklım bir yandan da proje sunumunda teslim edeceğimiz 200 kelimelik metinde. bu yüzden yazının dili biraz ciddi ama çok da toparlamadım elinden ayağından tutarız bunun biz.) aşağıdadır. tartışın tartıştırın.
şehir; bir organizmadır ve sosyo-kültürel, siyasi, ekonomik (hüseyin görüyorsun ki seni ihmal etmiyorum) parametreler doğrultusunda sürekli yeniden inşa edilir. bu inşa hali; hem mekanın fiziksel olanaklarını ve dönüşümünü (yani yapı stoğunu) hem de bu fiziksel çevrenin kentliler tarafından deneyimleri aracılığı ile okunmasını, çeşitli biçimlerde anlamlandırılmasını ve kullanımların çeşitlendirilmesini karşılamaktadır. kent'in ve kentliliğin var oluşunun birbirini tamamlayan bu iki yönü; şehirlerimizin inşa edilme pratiklerinde yaşanan bir takım paradigma kaymaları sebebiyle birbirinden bağımsızlaşmaya başlamıştır. bu pratiklerin rant ve ekonomik rasyonalizm odaklı hiyerarşik politikalara indirgenmesi, kentliye ve kente ve kentliliğe bunlar aracılığı ile şiddet uygulanabilmesi ile sonuçlanmıştır. işte bu politikaların kentliliği yadsıyarak kent'e dışsal müdehalelerde bulunduğu yerlerde birtakım 'boşluk'' alanlar oluşmaktadır. bu ''boşluk'' alanları, kentte yaşayan insanların ortak yaşam alanlarını da paylaşır bir duruma gelmesinin önüne geçen engellere dönüşmektedir. işte bizim ekimimiz bu ''boşluk'' alanlarına yerleşir belki. (boşluk yerine türbülans kelimesini koymuştum ilk başta o daha havalıydı ama onun anlamı da çok bir başkaymış. bunun yerine daha havalı bir şey buluruz ama her halikarda.)
(bu boşluk alanları yer yer kullanıcısı olmayan ''ölü kamusal alanlar'' olabilir. mesela AKM'nin önündeki boşluğa yerleşiyoruzdur taksim'de. bu boşluk alanları, sulukule'de sur olabilir mesela ya da onun gibi bir şey olur. burda önemli olan o yerde, kentli olma kültürünü birden kesintiye uğratacak büyük çaplı bir müdehalenin gerçekleşmesi bence. bu boşluk alanları, cevahir AVM'nin önündeki boşluk olabilir mesela. ya da bir AVM'nin tepesine yerleşiyoruzdur. (sivileceleşme kavramına yakınsıyoruz.) mesela galataPORT inanılmaz büyük bir proje olacak istanbul için. ona bir ucundan tutunuyoruzdur belki de. şu anda yazarken düşünüyorum da; bu farklı örneklerde boşluk alanları farklı sebepler ile oluşuyor. ama biz temelde bu farklı sebepleri kapatılma hali ile ilişkilendirmiyor muyuz zaten. genelliyoruz adeta.)
(((((((((yani şöyle ki: biz şehirde (kapatılma haline, tahamülsüzlük'e, kapatılma haline sebep olan politkaların izini süreceğiz)(yain kültürel - sosyal dolaşımın kesintiye uğradığı yerleri bulacağız)(ki; bu bizim haritalamamız olacak)(çünkü şartname bizden bir çeşit haritalama istiyor)ve ekimimizi buralara yapacağızyani sosyo-kültürel dolaşım jenaratörümüzü buralara yerleştireceğiz.)))))))))
tabiy bu bir öneri şu anda. ama avantajı şu ki; şu ana kadar konuştuğıumuz pek çok durum ile ilişkileniveriyor. bizi mimarinin sosoyo-kültürel, siyasi, kültürel boyutu üzerine düşünmeye itiyor bize şehri gezdiriyor fln.
ayrıca şu bir gerçek ki; bu öneriyi benimsemesek bile ; ekimimizin şehirde nerelere yerleşeceği sorusu çok önemli. çoğu yer gibi bir cevabı kabul etmiycektir bu soru muhtemelen.
belki de çok da önemli değildir bu ama ben hala araştırmamızı dağınık buluyorum biraz ve onu toparlamaya çalışıyorum. bunu bir yandan bu kapsamda okuyabilirsiniz.
şehir; bir organizmadır ve sosyo-kültürel, siyasi, ekonomik (hüseyin görüyorsun ki seni ihmal etmiyorum) parametreler doğrultusunda sürekli yeniden inşa edilir. bu inşa hali; hem mekanın fiziksel olanaklarını ve dönüşümünü (yani yapı stoğunu) hem de bu fiziksel çevrenin kentliler tarafından deneyimleri aracılığı ile okunmasını, çeşitli biçimlerde anlamlandırılmasını ve kullanımların çeşitlendirilmesini karşılamaktadır. kent'in ve kentliliğin var oluşunun birbirini tamamlayan bu iki yönü; şehirlerimizin inşa edilme pratiklerinde yaşanan bir takım paradigma kaymaları sebebiyle birbirinden bağımsızlaşmaya başlamıştır. bu pratiklerin rant ve ekonomik rasyonalizm odaklı hiyerarşik politikalara indirgenmesi, kentliye ve kente ve kentliliğe bunlar aracılığı ile şiddet uygulanabilmesi ile sonuçlanmıştır. işte bu politikaların kentliliği yadsıyarak kent'e dışsal müdehalelerde bulunduğu yerlerde birtakım 'boşluk'' alanlar oluşmaktadır. bu ''boşluk'' alanları, kentte yaşayan insanların ortak yaşam alanlarını da paylaşır bir duruma gelmesinin önüne geçen engellere dönüşmektedir. işte bizim ekimimiz bu ''boşluk'' alanlarına yerleşir belki. (boşluk yerine türbülans kelimesini koymuştum ilk başta o daha havalıydı ama onun anlamı da çok bir başkaymış. bunun yerine daha havalı bir şey buluruz ama her halikarda.)
(bu boşluk alanları yer yer kullanıcısı olmayan ''ölü kamusal alanlar'' olabilir. mesela AKM'nin önündeki boşluğa yerleşiyoruzdur taksim'de. bu boşluk alanları, sulukule'de sur olabilir mesela ya da onun gibi bir şey olur. burda önemli olan o yerde, kentli olma kültürünü birden kesintiye uğratacak büyük çaplı bir müdehalenin gerçekleşmesi bence. bu boşluk alanları, cevahir AVM'nin önündeki boşluk olabilir mesela. ya da bir AVM'nin tepesine yerleşiyoruzdur. (sivileceleşme kavramına yakınsıyoruz.) mesela galataPORT inanılmaz büyük bir proje olacak istanbul için. ona bir ucundan tutunuyoruzdur belki de. şu anda yazarken düşünüyorum da; bu farklı örneklerde boşluk alanları farklı sebepler ile oluşuyor. ama biz temelde bu farklı sebepleri kapatılma hali ile ilişkilendirmiyor muyuz zaten. genelliyoruz adeta.)
(((((((((yani şöyle ki: biz şehirde (kapatılma haline, tahamülsüzlük'e, kapatılma haline sebep olan politkaların izini süreceğiz)(yain kültürel - sosyal dolaşımın kesintiye uğradığı yerleri bulacağız)(ki; bu bizim haritalamamız olacak)(çünkü şartname bizden bir çeşit haritalama istiyor)ve ekimimizi buralara yapacağızyani sosyo-kültürel dolaşım jenaratörümüzü buralara yerleştireceğiz.)))))))))
tabiy bu bir öneri şu anda. ama avantajı şu ki; şu ana kadar konuştuğıumuz pek çok durum ile ilişkileniveriyor. bizi mimarinin sosoyo-kültürel, siyasi, kültürel boyutu üzerine düşünmeye itiyor bize şehri gezdiriyor fln.
ayrıca şu bir gerçek ki; bu öneriyi benimsemesek bile ; ekimimizin şehirde nerelere yerleşeceği sorusu çok önemli. çoğu yer gibi bir cevabı kabul etmiycektir bu soru muhtemelen.
belki de çok da önemli değildir bu ama ben hala araştırmamızı dağınık buluyorum biraz ve onu toparlamaya çalışıyorum. bunu bir yandan bu kapsamda okuyabilirsiniz.
27 Ekim 2012 Cumartesi
skype'tan inciler
taze dillendirip bayram tatiline girdiğimiz için bu konuyu derinlemesine tartışamamıştık.
skype'ta da çok verimli tartışamasak da (özellikle teknik aksaklıklardan dolayı) yine de bir şeyler çıktı diyebiliriz.onları sıralayayım dedim.
ilk olarak yapmamız gerekn şeye oy birliğiyle karar verdik ki şunu çözmek:
BURADA NE OLUYOR VE BURAYI KİM KULLANIYOR?
(bu "pazarın" işlevi ne,kullanıcısı kim,yürütücüsü kim?)
bu soru ve tabi cevabı çok çok öenmli çünkü günümüz mevctu pazarındaki işlevlerden ve farklı kullanıcılardan söz edemezsek bir pazar inşa etmemizin hiç bir anlamı olmadığını düşünüyorum.proje çöp projeye döner bir anda.o yüzden baya hassas ve iyi işlenmiş olmalı fikirlerimiz diye düşünüyorum.
anılın bahsettiği ölü kamusal alana yerleşme fikri iyi bence.(bu ölü kamusal alanlar tasarlarlanmış mevcut binaların özellikle büyük olanlarının oluşturduğu boşluklar.şöyle ki bu alanlar kamusal gibi görünse de aslında müdaheleye de çok kapalı)
bir ara söylem analize bağlanıyor demişiz
artı olarak ağ toplumunu araştırmak gerekir diye konuşmuşuz
şimdilik durum bu
hüseyin ve melikenin daha çok kullanıcı ve işlev üzerine düşünmesi anılın ise yarışmanın sunumu vb özellikleri üzerine yoğunlaşması gibi bir karara da vardık kapatmadan
pazartesi günü güzel fikirlerle 12 de buluşmak üzre
26 Ekim 2012 Cuma
''pazar'': çaldım ben bunu
bunu neval'in portfolyosundan kırptım. bizim projemizle ne denli benzeşiyor kaygıları. tabiy biz daha bir derinleştireceğiz. bir nevi giriş olsun diye buraya koyuyorum.
25 Ekim 2012 Perşembe
''pazar'' için bir giriş
(yarışma sürecinin kaydı çok okunaklı olmuş bu arada ben dan diye konuya gireyim bari.) aşağıda arefe günü ve bayramın ilk günü, sobanın sıcağında tatlı tatlı yazdıklarım ve çiziktirdiklerim var. fazla derinleşemediler henüz (biraz daha derinleşmiş hallerini buraya koymuyorum ) ama önemli olan soruları çoğaltmaksa bu konuda iyiler.
Sol üstteki uzunca cümleyi okuyamazsınız diye buraya da yazacağım. Tatlı geldi bana: ''pazar'', dışsal - bağlamından kopuk - hiyerarşik müdehaleler ile şekillendirilmeye çalışılan şehir (istanbul) için bir tür kültürel - sosyal dolaşım jenaratörü olarak önerilebilir mi? sosyal - kültürel - toplumsal dolaşım jenaratörü olarak ''pazar''
onun altında başlık olmaya çalışan bir şeyler var. çalışmanın etiketi gibi bir şey bu başlık mevzuu ve önemli buluyorum. onun yanında bizim ''alternatif pazarımız'' için küçük isim denemeleri var. bu da önemli. bu uydurduğumuz şey'in ismi pazar olmayacak herhalde artık çünkü bizim uydurduğumuz bu şey tam olarak bir pazar değil . onun altında önerimizin düşünsel ve fiziksel strüktürüne ilişkin denemecikler var. bunların birincisi projeyi nasıl sunduğumuz, şehir'i nasıl savunduğumuz, analizlerimiz, iddialarımız fln. ikincisi ise ekim'imimizin fiziksel karşılığı olabilecek bir tasarım. tasarımımızın fiziksel karşılığı, sunumumuzda ve aynı zamanda araştırmamızda da 1/3 gibi bir ağırlığa sahip olmalı kanımca. tartışabilir. ama asıl ağırlık şehirde neleri eleştirdiğimiz, bunları nasıl tespit ettiğimiz, bunların görselleştirilmeleri, istatistik olmaları, kolaj olmaları, diagram olmaları; aynı zamanda önerimizin (kentsel ekim) ilerki süreçte kent ile nasıl bir ilişkiye gireceği. panik olmayalım bunları zaten hep konuştuk şimdi hızlıca üreteceğiz sadece. ikinci sayfada şöyle bir soru var: ''pazar''ımızın işlevleri neler olabilir? kullanıcısı kimdir? bütün bunları düşündükten sonra şartnameyi bir daha inceledim ve projemizi nasıl sunabileceğimiz konusunda düşündüm / bu konu hakkıdna düşünmekteyim. bu duruşu son günlerde kesinleştireceğiz ama benim demem o ki, biz ilk aşamalarda konuştuğumuz kavramlara da döneceğiz sunumumuzu hazırlarken + ekimimizi derinleştirirken. bu yüzden analiz çok önemli. cumartesi günü konuşacağız zaten ama o günden önce bunu okuyan bir vatandaş olursa; analizlerimiz - eleştirilerimizin görselleştirilmesi üzerine bir düşünsün.
Sol üstteki uzunca cümleyi okuyamazsınız diye buraya da yazacağım. Tatlı geldi bana: ''pazar'', dışsal - bağlamından kopuk - hiyerarşik müdehaleler ile şekillendirilmeye çalışılan şehir (istanbul) için bir tür kültürel - sosyal dolaşım jenaratörü olarak önerilebilir mi? sosyal - kültürel - toplumsal dolaşım jenaratörü olarak ''pazar''
onun altında başlık olmaya çalışan bir şeyler var. çalışmanın etiketi gibi bir şey bu başlık mevzuu ve önemli buluyorum. onun yanında bizim ''alternatif pazarımız'' için küçük isim denemeleri var. bu da önemli. bu uydurduğumuz şey'in ismi pazar olmayacak herhalde artık çünkü bizim uydurduğumuz bu şey tam olarak bir pazar değil . onun altında önerimizin düşünsel ve fiziksel strüktürüne ilişkin denemecikler var. bunların birincisi projeyi nasıl sunduğumuz, şehir'i nasıl savunduğumuz, analizlerimiz, iddialarımız fln. ikincisi ise ekim'imimizin fiziksel karşılığı olabilecek bir tasarım. tasarımımızın fiziksel karşılığı, sunumumuzda ve aynı zamanda araştırmamızda da 1/3 gibi bir ağırlığa sahip olmalı kanımca. tartışabilir. ama asıl ağırlık şehirde neleri eleştirdiğimiz, bunları nasıl tespit ettiğimiz, bunların görselleştirilmeleri, istatistik olmaları, kolaj olmaları, diagram olmaları; aynı zamanda önerimizin (kentsel ekim) ilerki süreçte kent ile nasıl bir ilişkiye gireceği. panik olmayalım bunları zaten hep konuştuk şimdi hızlıca üreteceğiz sadece. ikinci sayfada şöyle bir soru var: ''pazar''ımızın işlevleri neler olabilir? kullanıcısı kimdir? bütün bunları düşündükten sonra şartnameyi bir daha inceledim ve projemizi nasıl sunabileceğimiz konusunda düşündüm / bu konu hakkıdna düşünmekteyim. bu duruşu son günlerde kesinleştireceğiz ama benim demem o ki, biz ilk aşamalarda konuştuğumuz kavramlara da döneceğiz sunumumuzu hazırlarken + ekimimizi derinleştirirken. bu yüzden analiz çok önemli. cumartesi günü konuşacağız zaten ama o günden önce bunu okuyan bir vatandaş olursa; analizlerimiz - eleştirilerimizin görselleştirilmesi üzerine bir düşünsün.
günlerde son
22.10
ömür harmanşah'ın mekansal hikayelerinden
"coğrafyayı sarıp sarmalayan mekansal hikayeler
harita,konakların dizilişinin andacıdır,bu güzergahın çizimidir
üzeirnde yürünen toprakların yazınsal bir haritası
panoromik- kuşbakışı:hayali bütü algı
haritacılığın kökeni- yolculuk,yürüme,seyr
kentin sıradan deneyimcileri olan yürüyüşçüler aylak adımları ve gövdeleri ile kentin tüm girinti çıkıntılarını,izlerini sürerler ve bilmeden kentin topografik sistemini olumlarlar.yerlerin ve rotaların bilgisi onlarda kör bir içgüdüsellikle var olur.
aylak adımlar mekanlar arasındaki örüntüyü sağlar
bu yürüyüş şehir haritalarında izlenebilse de bu ölçümler önemli bir noktayı gözden kaçırır: kıyısından (yakınında) geçmek
yürüyüşçü rastlantısal ve kanunsuz bir mekansal kurgu yapar
kentin içinde uğrak olan,uğranılmayan ve uğursuz mekanlar böyle ortaya çıkarılır,ayrılır ve ayıklanır
topos: yer-mekan,doğanın,doğal yerin ortasında,sınırları çizilerek tanımlanan ve barınak olmaya gebe bir toprak parçasını adı
mekanı deneyimlemek onu konuşturmak demektir
yayanın mekanı dile getirmesi (telaffuz etmesi) ediniminin,en önemli özelliği olarak da "phatic" olmasını getirir.bu kelime eski yunancada konuşmak anlamına gelir.ancak bugünkü sözcüklerde verilen anlam doğrudan fiziksel iletişim kurmaktan çok,duyguları açığa vurma ve paylaşma yahut toplumcul bir ortam yaratmaktır.
kent plancıları ve mimarların geometrik mekanları dilde düz anlama denk gelir-esas olan mecaz anlamı verebilmek
yürüme arayışı temsil eder"
"sansür her zaman iyiye işarettir.orada bilginin yaratacağı bilinçten korkulur çünkü ve bu bilincin yaptırımlarından"
PAZAR
palimpsest
kusurluluk
esneklik
akışkanlık
gittiği yerden beslenmesi
sokak
ulaşım ağı
kollektif olsa? oradaki insanları da pazara katmalı
orada çay içelim
strüktürü var çadırı var
saçak gibi,mevcut binaya eklenebilir
doğaya tepkisi var
hem dengeleyici,herkese hitap edeiblir
bizim pazarımızda sadece tüketim olmasın
en son- biz tüm sokaklara yayılabilcek,bir alt yapı oluşturabilecek ya da altyapılara hizmet edebilecek bir pazar kurgusunu,pazar mantığını tüm istanbula çalışabilir miyiz?
günlerde 5
20.10
beklenmeyeni beklenen de göstermek
ağ toplumu
adhokrasi-bürokrasinin tersi,belirli bir görevi yerine getirmek için kurulup,işlem sona erdiğinde dağılan yapılardır. değişen şartlara ayak uyduracak derecede dinamik oldukları için bürokratik organizasyon yapısının tam tersidir. standart değil karmaşıktır ve duruma uyarlanabilirlerdir. bu nedenle çoğu zaman statik ve tutarlı kalmak isteyen tepe yönetimle çatışırlar.-ekşisözlük
işleyiş mantığı değil organik süreç
insanlığa güzel bir dünya kurduracak olan nedir?
insanlar ne zaman birlikte oluyor?
ulaşım ağı
turzim
hapisane
hastane
belirli bir kentsel mekanın ve mimarinin kültürel,sosyo ekonomik ve siyasi bağlam içinde belirlenmiş halini ortaya çıkaran yeniden bir haritalamaya yarayacak bir eylem (inip kalkan şeyler gibi ortak bir kaderi paylaşacak olduysa da bu söylemin daha sonra anıl tarafından önemi farkedildi)
salı-cumartesi pazarının market fiyatlarını düşürmesi
bir anda marketleri patlatmak istemiyoruz ki zaten
hiç bir zaman eşdeğer olmayan şeylerin (bütçe,sınıf) bir anda eşdeğer olması
markete hiç giremeyecek bir insanın marketten alışveri yapabilmesi
KIRMAK İSTEDİĞİMİZ ŞEY NE?
iletişimsizlik
kapatılma
tahammülsüzlük
bir insanın haftasonunu avm de geçirmesiyle sokakta geçirmesi arasındaki fark ne?
avm:konfor,hız,rahatlık,bölünmeyi engelliyor,senaryolar var(mimarin vb. koyduğu),çok tanımlı,ihtimal yok,ulaşım bile tüketime odaklı,paketlenmiş(ambar),korku tüneli(o yolculuk sana yaptırılıyo)
sokak:ihtimaller çok fazla,kendiliğindenlik,ilişki indirgenmiyo,olan bitenle daha ilişkili(kafana kuş pisliyo,miting var,yağmur yağıyo,sokak hayvanı var,yerde çöpler var)
Tahamülsüzlük,görmezden gelmek,ötekileştirmek layerları kapatıyor.
Başkası üzerine yukarıdan karar vermek
insanları iletileştirmeye mi çalışacağız? : olayımız bu
insanları katagorize etmek pek çok ihtimali ortadan kaldrır
bunun olmadığı yerler: msn,operatörler gibi.birbirimizi görmeden iletişim kurduğumuz yerler
günlerde 4
17.10
işin içine biraz kolaj da girince
işin içine biraz kolaj da girince
ekim-ürün-hasat-süreç
"ne ektiğini biliyorsun ama ne biçtiğini bilmiyorsun" -kendini yeniden üretebilen yabancılık
yapısalın ömrünü tamamlamasıyla dökülüp/saçılıp başka bir işlev kazanması
tarihçilerden,politikacılarda,kapitalistlerden kamusal alanı geri almak
sınıfsız bir kamusal alan
kamusal alana hak iddaa etmek
kentsel harabeleri işgal etmek oraya yerleşmek
palimpsestte zamanla uzayı bir yüzey olarak kabul edip
solucan deliği mekanı nasıl değiştirir
büyük kütle göçürür ve küçük kütleliler onun etrafında dönmeye başlar
örneğin bir şehir merkezi bir ghetto ile bir hapisanenin içi arasındaki ayrım o kadar büyük mü ki?
veya tersine hapisane bu toplumun sadece bir uzantısı değil mi,bir anlamda onun sınırını belirten şey değil mi?
kapatılmalar toplumun bir uzantısıysa yapılanmalar da uzantı olsun
emilen yerde oluşan tanımlı boşluk
her köşe başına bir inip kalkan (daha sonra bu fikir gecenin sonunda anılın küfürleriye sonuçlanacaktır)
kontol noktalarını şaşırtmak ve bunu alelen yapmak
kendi özel güvenliğinin ihlalini önlemek için koyduğu şey (kamera) karşının özel güvenliğini ihlal ediyor.
kapı da bir kapatılma halidir
18.10
günlerde 3
15.10
işin içine biraz eskiz girince..
dönüşüm-tutarsılıktır
karasız olan dönüşmek ister
sivilcelik hali- içerideki dışarı çımak isteyen şeyin şişkinliği
tohum
surun üstünde olmıycak yerde olmıycak şeylerin çıkmasından
tarihi işgal etmek
emiş gücü (tek kelimeye indirgersek emiş)- insanları surda toplamak ama bir anda
anlık kaybolmak,bilmediğin bir yerde olmak
bilindik "tanımlı" hayatın akışının bozulması
dişliyi çevirmek
yukarından bakmak
mevcut olmak için ismi olma zorunluluğu
ismi verme zorunluluğu
ama biz yapcağımız işi tanımlamasak
sur boyuna değil enine çalışan bir şey olsaydı
surdan parçaları kesip ard arda koysaydık
çok dar kesitler bıraksaydık
24 Ekim 2012 Çarşamba
günlerde 2
kaldığımız yerden devam ederekten..
11.10
programı oluşturduk biraz
13.10- ilk alan gezisi
15.10- 12.30 öğlen buluşması
17.10- sabahlama
20.10- akşam buluşması
22.10- sabahlama
29.10,30.10- sabahlama (son dem)
13.10
halıcıoğlundan başlayarak köprüyü de geçerek bütün sur boyunca devam eden uzun bir yürüyüş yaptık.zaman zaman aşağında zaman zaman yanından bazen de üstünden bakarak yürüdük,yürüdük ve yürüdük
11.10
programı oluşturduk biraz
13.10- ilk alan gezisi
15.10- 12.30 öğlen buluşması
17.10- sabahlama
20.10- akşam buluşması
22.10- sabahlama
29.10,30.10- sabahlama (son dem)
13.10
halıcıoğlundan başlayarak köprüyü de geçerek bütün sur boyunca devam eden uzun bir yürüyüş yaptık.zaman zaman aşağında zaman zaman yanından bazen de üstünden bakarak yürüdük,yürüdük ve yürüdük
bu yürüyüşten sonra lahmancuncuda ve akabinde çay içerken konuştuklarımız ise şöyle:
a: sur serbest kürsüsü.hapisane gibi olabilir,içeri gir ve istediğini söyleinsanları bir şey yapmaya zorlamak istedim ama bu biraz faşizan
h: insanlar oraya gidiyor olsaydı belki olurdu ama
h: sura dokundurtmak,sura dokundurmak
m: kamu malını kişisel yapmak-kapı adları (çatladıkapı,ahırkapı) sosyalleştirilmiş,kişiselleştirilmiş
a: bir altlık oluşturmak ama eylermlerini kestirememek ya da bilememek
h: bilmek zorunda da değiliz belki,bunu bilen abiler zaten bir yüzyıl öncekilerdi.
insanları çarpıştırmak istiyoruz (mu)-neden bunu istiyoruz-çünkü bu şehirde bu olmuyor
a: mükemmel şehir insan ölçeğini kaçırıyor.bundan rahatsızız
m: bu bir önerme.eğer kusursuzluk (perfection) bizim istemediğimiz sonucu getiriyorsa kusurluluk (imperfection) bizi istediğmiz yere götürebilir.
kendini yeniden üretebilen yabancılık üzerine,
m: fabrikasyonda üretim aynısını veriri ya da zaten bildiğini üretirsin.ama bu bilmediğin bir şeyi üretmek ya da ürettiğin şeyin dönüşmesi
a: interaktif
h: değişim
zaten olmıycak bir şey madem biz de gerçek olmayan bir şey tasarlayalım
SURA YANLIŞ YAKLAŞTIK GALİBA!
II. oturum
sur neden bize önemli?
h: tarihi oluşu-yazılmış ve silinmemiş
m: sur yeni bir şey üretmedi ama zamanı üretti ayakta kalarak.bu ürettiği zamanın sonucu ona güvensizliği getirdi.sur zamanında güven anlamı taşırken şimdi tam tersi (kendini yeniden üretebilne yabancılık)
a: şehre yayılması
suru patlatalım her parçası düşsün
h: suru sokaklarda dolaştıralım
m: sura gelmiyorlarsa sur onlara gitsin
h: sur seçici geçirgen,istediğini geçiriyor
sulukule tam bir palimpsest,yaşam tümden değişti
eskiden oraya gelemeyen zenginlerin yerine ,şimdi oranın yerlilerinin oraya girememesi
sulukule sur kapısının önüne inip kalkan şeyler
ayasofyada günmüzde konulan turnikeleri garipsemeyiz.çünküü yaşamın doğası/doğal ortamımız/sistemimiz/ bunu karşılıyor.bu protez olmayan eklemlenme oluyor.
surun dayatıcılığını kaldırmak
günlerde
aslında çok da sayılmasa da evrimleşmiş bir haldeyken bu blog yayına girdi o yüzden biraz geriden başlayarak kayıt girmek istiyorum.belki biraz ses kaydı dinler gibi olursunuz bunları okurken
02.10
kusurlu olanları tıktığımız yerler(hastane,hapisane)
ketsel kusursuzluk mekanın kollektif olarak kullanılmasının önüne geçiyor
heterotopya "var olan sapmalar"
matruşka (bu daha sonra kendini militan matruşkalara bırakacaktır)
yokluğun var etmesi,yokluğun ismini vermesi.isim vermek çağırmaktır diyor heideger
köyün delisi-şehrin delisi (köyün delisini herkes bilir,tanır,onun bakımını üstlenir,ilişki kurar.peki şehrin delisi nerde?)
03.10
kapatılma üzerine-kusurluyu kusursuzdan uzaklaştırmak
kusurluyu özgürlüğünde alıkoymak-belki bu yapacağımız "şey" ile kusurlunun alınan özgürlüğünü yeryüzüne çıkarırız.
kusursuzu kusurludan ayırmak değil kusurluyu kusursuzdan korumak
kapatılma iç tehdit,kendi kendini tehdit etme
sur fikri çıkagelmişti bunun üzerine- surun şu anki kullanımı nasıl
bit pazarı varmış, nerede kuruluyor
kendi malını pazardan satın almak,çalınan malların satılması
adam surda uyuyo
duvar adama hangi kimliği/ruhsatı verdi?
sapmalar- şehrin silüeti üzerinden sapmaları okuyabilir miyiz?
kendini yeniden üretebilen yabancılık nedir?- kendin olmayan
olumlu bir şey gibi
kendin olmayan senin sınırın
kendini tanımlamak için kendin olmayana ihtiyacın var
yabancılık protezi getirir.
safranbolu örneği
ayasofya- inip kalkan şeyleri kanıksamak
02.10
kusurlu olanları tıktığımız yerler(hastane,hapisane)
ketsel kusursuzluk mekanın kollektif olarak kullanılmasının önüne geçiyor
heterotopya "var olan sapmalar"
matruşka (bu daha sonra kendini militan matruşkalara bırakacaktır)
yokluğun var etmesi,yokluğun ismini vermesi.isim vermek çağırmaktır diyor heideger
köyün delisi-şehrin delisi (köyün delisini herkes bilir,tanır,onun bakımını üstlenir,ilişki kurar.peki şehrin delisi nerde?)
03.10
kapatılma üzerine-kusurluyu kusursuzdan uzaklaştırmak
kusurluyu özgürlüğünde alıkoymak-belki bu yapacağımız "şey" ile kusurlunun alınan özgürlüğünü yeryüzüne çıkarırız.
kusursuzu kusurludan ayırmak değil kusurluyu kusursuzdan korumak
kapatılma iç tehdit,kendi kendini tehdit etme
sur fikri çıkagelmişti bunun üzerine- surun şu anki kullanımı nasıl
bit pazarı varmış, nerede kuruluyor
kendi malını pazardan satın almak,çalınan malların satılması
adam surda uyuyo
duvar adama hangi kimliği/ruhsatı verdi?
sapmalar- şehrin silüeti üzerinden sapmaları okuyabilir miyiz?
kendini yeniden üretebilen yabancılık nedir?- kendin olmayan
olumlu bir şey gibi
kendin olmayan senin sınırın
kendini tanımlamak için kendin olmayana ihtiyacın var
yabancılık protezi getirir.
safranbolu örneği
ayasofya- inip kalkan şeyleri kanıksamak
23 Ekim 2012 Salı
hey
selamlar. işbu blog, birtakım düşünülesi durum, eylem ve yer ile laflar üzerinden yürütülecek araştırma süreçlerinin kaydından oluşmaktadır . bunların bir kısmı mimarlıkla ilgili olabilir. bir kısmı olmayabilir. bir kısmı insanlık hallerine odaklanabilir. ya da kafamıza esen şeyler olabilir. belki biz bir yere gideriz farkında olmadan ve o yer de bizim farkımızda değildir. bunlar hep mümkün. göğe bakalım. sevgiler saygılar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)












